YEREL GÜNDEM 21’LER
YENİLİKÇİ - DÜŞÜNEN KENTLER VE TOPLUMSAL İLİŞKİLER

Prof.Dr.Zerrin Toprak
Dokuz Eylül Üniversitesi
YG21 Yürütme ve Kolaylaştırıcı Kurul Üyesi


E- Posta : zerrin.toprak@deu.edu.tr

Kentler hızla gelişmekte ve değişmektedir. Geri dönülemez ve karşı konulamaz büyümesiyle, günümüzün sorunlar yumağı haline gelen kentlerinden beklenen; sürekli öğrenen ve bilgiyi kullanabilen, “yaratıcı ve yarışmacı kent” olmasıdır. Bir bakıma geleceğin kenti “ilim kenti”dir. Bir kentin ilim kenti olabilmesi için neler gerekmektedir sorusuna gelince;

1. Ekonomik değer yaratma ve bu süreçte ahlaki kural ve değerleri dikkate alma,
2. Yönetimde birlikte karar alma, örgütlenme ve yönetim ilişkilerinde bizzat merkezde ve karar verici olmama,
3. Kaynak verimliliği demek olan, daha aza rağmen daha çoğu elde etmeyi başarma,
4. Sektörel işbirliğini sağlama ve sürdürebilme,
5. Kültürler arası yaşam; dünya çok kültürlülüğe giderken yarattığı tehdit ve fırsatları saptamak ve tehditleri işbirliği projeleriyle kazanca çevirmek,
6. Bilgi toplumu; ilgi gruplarından istifade edebilme, bilgilendirilmiş toplumun, genç, yaşlı, kadın, erkek gibi çeşitli gruplarından gelen bilgi ve çabaları değerlendirmek.
7. Geçmişin ve bugünün bilgi ve tecrübelerini, hedeflere ulaşmada buluşturup kullanabilmek,
8. Sonucu alınmış programlardaki, başarı ve başarısızlıktaki sorumluluğu taşıyabilmek ve yeniden programlayabilmek

öne çıkan konulardır.

Yaratıcı kentin canlılığı ve sürdürülebilirliği için; yapılabilirlik için uygun sayısallık, çeşitlilik, kabul edilebilirlik, emniyet ve güven, ayırıcı ve belirleyici olma, yenilikçilik, birliktelik ve sinerji, rekabetçilik ile örgütsel kapasite gibi 9 kriter yardımcı olmaktadır. Bu kriterler için ; ekonomik, sosyal, kültürel ve çevresel olmak üzere genel anlamda dört farklılaşma alanı bulunmaktadır. Bu ayırım bana göre belki daha kapsamlı çalışma kolaylığı açısındandır. Aslında sosyal konular, ekonomik, kültürel ve çevresel bütünlüğü gerektirmektedir. Bunlardan ekonomi yönü giderek artan oranda sosyal konularla bütünleştirilmektedir. Özel sektör doğrudan toplumun geleceği adına ne yapmaktadır?

Özel sektör ya da firmalar, kâr ve zarar hesaplarıyla yakından ilgilidir. Bu doğrudan “ekonomik ilginin” yanında, firmaların daha genişçe topluma yönelmesi, eylem ve yeteneklerini artırmak için beşeri çevreyi etkilemeleri önemlidir. Genel olarak değerlendirdiğimizde firmalar beşeri çevreye katkıda bulunabilmişler midir? Ya da ne kadar katkıda bulunmaktadırlar. Ulusal ve uluslar arası tartışmalarda toplumun ve insan sermayesinin teşvik edilmesi bilgili, zeki, eğitimli işgücünün ekonomik başarıyı geliştirmeye katkısı, sosyo-ekonomik gelişme ilkelerinin oluşmasında, önem kazanmaktadır.

Artan göç hareketliliği kentleri ve ülkeleri daha karmaşık hale getirmiştir. Ayrıca, “mekan” ile anılan kimliği ve toplum duygusu homojenliğini çatlatmıştır. Yeni gelenlerle birlikte yaşama bir bakıma kent deneyimidir. Tehdit gibi düşünülen bu durumlar ancak, akılcı stratejiler ile fırsatlara dönüştürülebilir. Yaratıcı meydan okuma kentlerdeki “değişimden korkuyu” azaltacaktır.

Geleceğin kenti (ilim kenti) sürekli kendini yenilemeye ihtiyaç duyar. Bu da sürekli düşünmek, hedefleri değerlendirmek, ihtiyaçları karşılamak, yeni hedefler tayin etmek gibi eylemleri gerektirir.

Teknolojik modernlik toplumsal kurumlara darbe vurmakta, bireyleri çalışma alanlarında uzmanlaştırırken, beşeri ilişkilerden koparmaktadır. Bireyselcilik ise, amaçların kâr ve zarar kavramına kaymasına yol açmaktadır. Teknoloji, kişisel yararlar ile toplumsal çıkarlar nasıl uzlaşacaktır? Bunun için kent halkının geçmişte olduğu gibi toplanabildiği amfi-tiyatrolar olmasa da, neticede “toplanma gerekliliğini” yeniden hatırlaması önem kazanmaktadır. Esasen modern kentler bu anlamda geleceklerini geçmişlerinde aramıyor mu? Dünyanın bugünkü toplumsal buluşmalarının yeni söylemi “kamu-özel-sivil ortaklığında” buluşabilen yeni söylemiyle “yerel gündemleri” oluşturmak, geliştirmek ve sürdürebilmektir. Bir bakıma, farklılıkları uyumlu iletişim ve toleransla kazanç olarak kente aktarabilmektir. Bu “toplumsal birliktelik” ve “birliktelikte işbirliği” ne kadar sağlanabilmektedir?.Başka bir ifade ile “ortak akıl” denilen düşünce sinerjisinden “ortak adım” yada eylem sinerjisine ne kadar geçirebilecektir.

SOSYAL KAPASİTE YARATMA

İster yerel isterse ulusal düzeyde olsun, yönetimlerin performansı ve çoğu kere sınırlı kapasiteleri karşısında uğranılan hayal kırıklığı, halkın, yönetime katılımına duyulan ihtiyacın daha iyi anlaşılmasına yol açmıştır. Kent yönetimlerine katılım, demokratik ölçülere daha yakın ve daha ulaşılabilir nitelik taşımaktadır.

Katılım ile yönetimde "yasal karar alıcıları" etkileyen aktörler; kamu sektörü yanında özel sektör ve sivil toplum örgütleridir. Sivil toplum örgütlenmeleri; bir toplumda gönüllü, sosyal, devlet yönetiminin dışında ve devleti sorgulamaya hazır, denetleyen ve hizmet sunan kurumlardır.

Sivil toplum, kamu yönetiminden özerk olmayı içerir ancak işlevselliğini oluşturan unsurlar ondan yabancılaşması sonucunu doğurmaz. Bununla birlikte yönetimlerini, halka kapalı sürdürmek isteğinde olan "kamu otoriteleri" için gizlilik özenle korunurken, açıklık istisna haline gelebilmektedir. Bu durumda, denetleme sözcüğü rahatsızlık yaratmakta ve sivil toplum örgütlenmelerinin önü her fırsatta tıkanmaktadır. Bu nedenle sivil toplum hareketlerinin gelişmesi devlet despotizmini engelleyen bir toplumsal denge unsuru olarak değerlendirilmektedir.

Ülkemizde, sivil toplum örgütlenmesi, Batı Modeli anlamında gelişmeyi hedefleyen yönetici kadrolar tarafından ideal olarak benimsenmekle birlikte, sivil toplumun ayırıcı unsuru olan "idari ve mali özerklik" tehlikeli görüldüğü için beklenenin aksine "bürokratik toplum" modeli ortaya çıkmıştır. Ne demokratik yapılanmanın temel yapı taşlarını oluşturan yerel yönetimlerde ne de diğer toplumsal örgütlenmelerde, bu anlamda merkezden özerk yapılanmalar oluşturulamamıştır. Cumhuriyetin başlangıcından günümüze güçlü merkeziyetçi yapı titizlikle korunmakta ve idarenin denetlediği "yapılanma modellerine" de konu olmamaktadır. Ancak sivil kurumlar, genelde “sorgulayan” tarafta kalmışlardır.


Bürokratik toplum yapılanması nedeniyle, toplumsal dinamikleri oluşturan “Partilerin”, “Sivil Toplum Örgütleriyle”, Sivil Toplum Örgütlerinin birbirleriyle, ve hepsinin yerel yönetimler ve özellikle de belediye ile işbirliği genelde bulunmamaktadır. Birbirinden kopuk bir görüntü olduğu ortadır, birliktelikleri zaman zaman konjonktüre göre ortaya çıkmaktadır. Bu ortamda çatışma çıkmaması hemen hemen imkansızdır . Esasen birlikte bir Projede buluşmaları ve sürdürmeleri çok nadirdir. Özellikle kadın merkezli dernekler en fazla toplumsal proje ve işbirliğine yakın görünse de, önemli roller beklenmesine rağmen, gerek bürokratik idari yapı gerekse bürokratik toplumsal yapının getirdiği engellerle, aslında en fazla uzakta durandır. Bu uzaklıkta şüphesiz yol göstericiliğin bulunmaması da önemli rol oynamaktadır. Bu nedenle, işbirliğinin yaygınlaştırılması, birbirinden habersiz ve kopuk uygulamaların birleştirilmesi, emek, zaman ve para israfını engelleyecektir. Özetle, toplumsal dinamiklerin/belde halkının gücüne dayalı ve ilgi gruplarının katkı ve beklentilerine bu “eşit ortaklıkta” cevap verecek şekilde geliştirilmesi, giderek önem kazanmaktadır.Kamu politikalarına ilişkin kararların, sorunsuz uygulanabilirliğinin sağlanmasında sektörlerin işbirliği önemli görülmektedir.

Demokratik bir toplumun en temel göstergesi sayılan, örgütlü toplum yapılanması da, yukarıda değinilen nedenlerle sahiplenilen bir hedef olamamıştır. Aslında, örgütlü toplum, devlet(toplum) çıkarları ile topluluk menfaatlerini uzlaştırabilen ve/veya sahip çıkan toplumdur. Çünkü çıkarlar her zaman birbirleriyle uyuşmayabilir. Gelişmiş ülkelerde demokrasi, bu yapılar arasındaki uyumsuzlukların diyalog ve işbirliği ile çözülmesi işlevini görmektedir. Bununla birlikte gelişmekte olan ülkelerde, gerek ülke içi gerekse dışındaki yönetim ve kurumlar, uyumsuzluğun getireceği gerginlikleri çözmek için destek vermekte istekli değildir. Nedeni ise, uluslararası ilişkilerde, ekonomik güce sahip devletlerin, ekonomik gücü olmayan ülkelerde ortaya çıkan çatışma ve uyumsuzluk ile güçlerini arttırmalarıdır. Bu noktada, “uluslar arası sivil –toplumsal dayanışma” önem taşımaktadır.

Uluslararası rekabet gücü olmayan ekonomilerde, birçok sosyal haklar gibi, ihtiyacı olan ilk destek sağlanmadığından, gelişemeden durma noktasına gelmektedir. Ancak gelinen son durumda, gerek uluslar arası entegrasyon hareketleri, gerekse gelişmekte olan ülkelerdeki örgütlü toplum olma istekliliğinin artmasının itici gücü ile, toplumsal kurumların önemi ve gerekliliğinin anlaşılması süreci başlamaktadır. İnsan hakları yelpazesi içinde etik değerlerin küresel ilişkiler ağında öğrenilmesi, fark etme ile gelen yeniden toplumsal bir silkinişe yol açmaktadır.

Tüm sivil, özel ve kamusal aktörlerin yer aldığı katılım modelinde, demokrasiye, yurttaşların toplumda herkesin geleceğini etkileyebilecek politik sorunları çözümledikleri bir sistem olarak bakılmaktadır. Ancak yasaların uygulamaya konulmasını talep eden organize bir grup var olmadıkça reform yasalarının bir işe yaramayacağı da anlaşılmıştır. Bu tespitler, sivil örgütlenmelerin özel konumunu ortaya çıkarmaktadır. Toplumda tüm grupların çıkarları her zaman uyumlu bir beraberlik içinde olmayabilir. Çatışan yönleri uzlaştırarak, daha etkili ve katılımcı bir yönetişim modeli ile demokrasi geliştirilebilir.

Bir bütün olarak değerlendirildiğinde, toplumsal uzlaşma ve demokratik gelişmeyi gerçekleştirmek amacıyla öncelikle tek tek özel ve sivil aktörlerle uzlaşma gerekliliğini, “aktif katılım”, “çözümde ortaklık”, “dayanışma ve sorumluluk” gibi sözcüklerle özetlenen, gündem 21 felsefesi içinde anlatmak öncelikli konuma gelmiştir. Tüm kamusal, özel ve sivil toplum örgütlenmeleriyle işbirliği içinde, topluma yönelik projelerini geliştirmelerini sağlayacak tartışma platformları geliştirilmeli ve bu bağlamda da ekonomik-sosyal hedefler seçilmelidir.


TOPLUMSAL DAYANIŞMA VE KATILIM PROJESİ OLARAK TÜRKİYE’DE YEREL GÜNDEM 21

26 Ağustos-04 Eylül 2002 tarihlerinde Johannesburg’da düzenlenen Birleşmiş Milletler “Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi” ile ilgili çalışmaların değerlendirilmesinde Türkiye Yerel Gündem 21 çalışmaları başarı ödülü almıştır.

Türkiye’nin çalışmaları özetlendiğinde aşağıdaki bilgiler öne çıkarılabilir:

UNDP (Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı), çatısı altında ve desteğiyle yürütülmekte olan,"Türkiye'de Yerel Gündem 21'lerin Teşviki ve Geliştirilmesi" Projesi Eylül 1997 yılında başlamış ve günümüzde de devam etmektedir. Projenin amacı, Türkiye'deki yerel yönetimler tarafından yerel gündem 21 aracılığıyla öncelikle yerel ve sürdürülebilir gelişme sorunlarının çözümüne yönelik uzun dönemli, stratejik bir planın hazırlanması ve uygulanması yoluyla yerel düzeyde gündem 21'lerin hedeflerine ulaşılmasıdır.

Türkiye’de Yerel Gündem 21’lerin Teşviki ve Geliştirilmesi” Projesinin çıkış noktası, Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında son on yılda düzenlenen en büyük toplantılar olan 1992 Rio “Yeryüzü Zirvesi”nde benimsenen Gündem 21’in 28. Bölümü’nde dünyanın tüm ülkelerindeki yerel yönetimlere “kendi toplulukları ile danışma sürecine girmek ve Yerel Gündem 21 üzerinde uzlaşmaya varmak” konusundaki küresel çağrıdır.

Ulusal Eylem Planı ile Yerel Gündem 21 çalışmalarının nasıl ilişkilendirileceği geliştirilmesi gereken önemli bir konudur. Yerel Gündem 21 çalışmaları,"küresel ortaklık çerçevesinde", Birleşmiş Milletlere bağlı kuruluşlar ve yerel aktörler arasındaki işbirliğinin en kapsamlı örneklerindendir. Birinci aşamada toplam 23 kentte örnek uygulamalar başlatılmıştır. Halen sayıları 40'a ulaşan (proje süresi boyunca 50'yi aşması öngörülen) proje ortağı kentler çalışmalarını sürdürmektedirler. İzmir bu kentler içinde, 5 üniversitesiyle öğrenen kent rolünü oynamaktadır ve geliştirmeye hazırdır.

Kentlerimiz YG21 ortaklığında çok güzel kent sorunlarına yönelik Projeler geliştirebilmişlerdir. Ancak düşünsel enerjilerini daraltan, katı merkeziyetçi yapı, gizlilik ve bürokrasi önemli bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Ayrıca YG21 ile özel sektör ilişkileri oldukça zayıftır. Esasen özel sektörün dışta durmasının en önemli görünen nedeni, yukarıda belirtilen bu bürokratik ortamda, siyasi erki elinde tutanlarla ekonomik gücü elinde tutanların, kapı arkasında, Kârlı Projelerini toplumdan bağımsız birlikte yürütmeye alışkın olmalarının önemli bir rolü bulunmaktadır. Bu nedenle de, Yerel Gündem 21 çalışmalarının uzlaşma arayan ortamında, genelde başarı sağlanmış kamu-sivil ortaklığında, kenti geleceğe taşıyan veya sürdürülebilirliğini sağlamaya yönelik çok önemli projeler için “stratejik hedefler” çoğu kere yazılmıştır. Ancak, özel sektörün ve sivil toplum örgütlerinin kendi gelişme senaryoları karşısında ve kamunun çekingenliğinde, belirlenen hedeflerin giderek güçsüzleşerek, sürekli erteleneceğini ve geriye tekrar geriye dönüşün gerçekleşeceğini düşünmek kehanet sayılmaz. Nitekim öyle olmaktadır...

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Özetle, toplum merkezli yönetimi, "iyi yönetim” ya da “yönetişimi" uygulamaya koymanın zamanı gelmiştir. Yerleşimlerin kimliklerinin korunması sorunların giderilmesinde asıl sorumluluk, yerel yönetimler kadar, o yerleşimdeki bireylere de aittir. Küreselleşen dünyanın çok kimlikli insanının başarması gereken önemli konu sağlıklı ve insan onuruna yakışan bir yaşam çevresi ve bunu gerçekleştirecek “yerel topluluk” oluşturmaktır. Başka bir deyişle, yönetimde kaliteyi sağlayacak kaynak insanın kendisidir. Böyle bir yerel ortaklıkta birleşenler, bireysel çıkarcı siyasal yaklaşımlarla çözüm beklememelidir. Başarı; yerel ölçekten başlayarak uluslar üstüne gidebilen, çeşitlilikler içinde hoşgörülü, çoğulculuğa, yeni katılımlara açık ve ilgisi sürekli ayakta kalabilen uzlaşmacı bir topluluk/toplum gerektirir. Şüphesiz hükümet edenlerin de, yönetenler olarak toplumun demokratikleşmesinde ve birlikte yönetimi gerçekleştirmede sorumluluğu bulunmaktadır.

...

  ©2003 :: İzmir Yerel Gündem 21